Sibiryalı Dev

Rasputin ve ilginç yaşamı

54

İçinde birden çok kişi barındıran bir adam…

Kehanetleriyle tarihe geçmiş, yükselişiyle baş döndürmüş baskın bir karakter…

Rus çarı Romanov’un bir numaralı adamı, Çariçe Aleksandrova’nın gizemli aşığı…

Rasputin tabiki…

Derin mavi gözlerinde büyük uçurumlar saklayan Rasputin Sibirya’da dünyaya geliyor, uzun boyu ve değişik halleriyle dikkat çekiyor.  Tüm tahminleri ve öngörüleri bir bir çıkan bu gizemli bey’in kehanetlerinin en başında ise çiftlikten çalınan bir atın kim tarafından ve nasıl çalındığını hiç kimse bilemiyorken, çalan kişinin adını söylemesi geliyor. Babası ise kimseyi bu şekilde itham edemeyeceğini düşünürken, kişi gelip suçunu itiraf ediyor. Tabi tüm gözler Rasputin’de…

Çocukluk döneminden sonra din eğitimi alması için Verkhoturye manastırına gönderilen Rasputin, burada da ilginç yeteneklerini sergilemeye devam ediyor ve keşiş oluyor. Sonra vaiz heyetine katılıyor ve başlıyor Rusya’nın tozunu attırmaya…

Tüm Rusya’yı, İtalya’yı, Yunanistan’ı dolaşan keşiş’in yolu Kudüs’e kadar varıyor ve gittiği her yerde vaazlar vererekaslında vaazlarından çok kehanetleri iledikkat çekmeye devam ediyor. Bir noktada onun için farklı bir hayatın kapıları aralanmaya başlıyor, o da Çar Romanov’un oğlunun hastalığını duyduğu an.

Çar’ın oğlunun Hemofili olduğunu öğrenen Rasputin, onu ancak kendisinin iyileştirebileceğini iddia ediyor.

1905 yılı onun için bir dönüm noktası oluyor; bir vaazında, I. Dünya savaşından ve Bolşevik devriminden bahsediyor, bunda da yine yanılmamakla birlikte, Çariçe Aleksandrova’ya oğlunu iyileştirebileceğini açıklıyor.

 

Çariçe onu saraya davet ediyor, Kremlin ve Peterspurg saraylarının kapıları Rasputin’e sonuna kadar açılıyor. Tabi Rasputin’in saray yılları başlıyor böylelikle ve saray ahalisine, birçok vaaz veriyor. Güçlü hitabeti ve gizemli ses tonuyla geniş bir hayran kitlesi yakalıyor.

Gözlerinin derin maviliklerinde boğulan Aleksandrova’da o hayranlardan yalnızca biri… Birçok kaynağa göre aralarındaki gizli bağ git gide ilerliyor.

Bir gün ağır bir kanama geçiren Aleksi’nin açık yaralarını okuduğu dualar ve ufak dokunuşları ile birkaç dakikada iyileştiren Rasputin, Çar’ın güvenini, Çariçe’nin büyük aşkını kazanıyor.

 

 

Çariçe’nin tamamen Rasputin’in etkisi altına girmesi, tüm saray ahalisinin ve geleneksel rahip kesiminin gözünden kaçmıyor.

Ve ölümü de titizlikle planlanıyor ancak işler planlandığı gibi gitmiyor…

Rasputin Prens Yusufov tarafından bir davete çağrılıyor ancak davetten birkaç saat önce gelmesi söyleniyor. Rasputin geliyor ve özel bir konuda görüşme bahanesiyle bodrum’a indiriliyor. Ancak işin ilginci ikramda hiçbir kusur bulunmuyor, tabi siyanürle hazırlanan kurabiyeler ve şarap dışında.

Kurabiye ve şarap eşliğinde edilen sohbette Rasputin’e hiçbir şey olmadığını gören Prens paniğe kapılıyor, diğer odada bekleyen İngiliz ajanından yardım istiyor. İngiliz ona bir silah veriyor, bu silahı Rasputin’e doğrultan Prens iki el ateş ediyor. Başından ve boynundan yaralanan Rasputin’in öldüğünü zannedenler büyük yanılıyor tabi…

Dev Sibirya’lı yıkılmayarak ayağa kalkıyor ve kaçmaya başlıyor.

Arkasından edilen ateşlerle durdurulan bu dev, o halde Neva nehrine atılıyor, birkaç gün sonunda sudan çıkartılıyor ve yapılan otopsi sonucu ölümünün siyanür ya da kurşunlardan değil, ciğerlerine dolan sudan, yani boğularak öldüğü anlaşılıyor.

İngiliz ajanının kayıtlarında ‘kara güçler’ adıyla çokça bahsediliyor Rasputinden ve ölüm emri direk İngiliz savaş dairesi tarafından veriliyor.

İngilizlerin bu kararlarının arkasında ise Rasputin’in Çar’ın birinci adamı olması var. Rasputin ona savaşa girmemesi hakkında baskı yapıyor ancak İngilizler Rusya’nın savaşta kalması gerektiğini biliyorlar…

Tek çözümleri de Rasputin’in ölümü oluyor.

 

Seksenli yıllara kadar bir sır olarak kalan bu gerçeğin aslında bizi düşündüren oldukça önemli yanları var… Bu zamana kadar eğlence düşkünü bir kahin olarak bilinen Rasputin ölmeseydi neler mi olurdu?

Ruslar savaştan çekilir ve kaybeden İngilizler ile Fransızlar olurdu, Osmanlı yıkılmaz ve Sovyetler kurulmazdı…

Değil mi?

Bir an, bir düşünce, bir insan tüm hayatınızı, tüm gidişatınızı değiştirebilir, bu hala mümkün. Gerçekleşmesi muhtemel pek çok ihtimal ile kol kola sürdürüyoruz bu hayatı. Bazen bazı ihtimaller daha doğmadan ölebilir de, bu da bir ihtimal ama henüz her şey bitmedi, dünyanın sonu gelmedi…

O zaman ne diyoruz?

“Her şey sonunda iyi olacaktır. Eğer iyi değilse, henüz sonu gelmemiş demektir.”

John Lennon

İfade Bırak
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Bunlarıda beğenebilirsin Diğer yazıları

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.

X