Hırs, Narsiszm, Sevgisizlik, Para, İktidar ve Gücün Kaçınılmaz Sonu: “Yurttaş Kane”

0 41

(Yazıya başlamadan önce filmi izlemeyen arkadaşların okumasını hatta göz atmasını dahi önermiyorum. Eğer keşfetmenin zevkini yaşamak ve insanın bütün gizemlerini göreceğiniz iki saatlik bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız önce filmi izleyin.)
Rosebuld, hatırlayanlar olacaktır Leyla ile Mecnun dizisinde Burak Aksak’ın zekası ve Onur Ünlü’nün her zaman yenilikten yana olan tavrıyla duymuştuk bu cümleyi. Rosebuld aslında sinema dünyasındaki bütün taşları yerinden oynatan ve tarihin en yenilikçi filminin cevabı aranan tek sorusu.


Evet “Rosebud” bir soru. Rosebud, bir insanın hayat hikayesi özelinde hırsın, gücün ve medya dünyasının bütün çıkmazlarını izleyicilerine sunan büyük yönetmen Orsen Welles’in 1941 yapımı filminin gizemi çözülemeyen sorusu. Citizen Kane 1941 yılında yaklaşık 686 bin dolarlık bir bütçeyle çekilmiş zamanının ötesinde yeniliklerle dolu bir film. gösterime girdiğinde dokuz dalda Oscar adayı olmuş ancak sadece “En Özgün Senaryo” ödülünü kazanabilmişti.


Film Amerikanın ve tabi ki de dünyanın en büyük medya patronu Kane’ın ölüm döşeğindeyken söylediği son kelimeyle başlar “Rosebud”… ölümünün ardından Xhanadu’da paha biçilemeyen bir saray, sırf karısı şarkı söyleyebilsin diye yapılmış 3 Milyon dolarlık bir opera binası ve daha bir çok gayrimenkulle birlikte bir mirası bırakan Charles Foster Kane efsanesini araştırmak isteyen genç bir gazeteci yola en başından değil de en sonundan başlar ve önce “Rosebud”un ne demek olduğunu çözmeye çalışır.

Bütün yakınlarıyla tek tek görüşmeler alır ve bu kelimeyi daha önce duyup duymadıklarını öğrenmeye çalışırken Kane’in yaşamındaki sır perdeleri birer birer aralanır. Yönetmen bize yalnızca olayları anlatmakla kalmaz aynı zamanda “İnsan” denilen varlığı sorgulamak için büyüleyici bir yolculuğa çıkarır bizi. Sevgisiz bir adamın sevgiyi satın alma çabasını, narsist bir insanın ağzından “Benim hakkımda karar verebilecek tek bir kişi var o da benim.” cümlesiyle verir. İkinci karısı ona sunduğu bütün bu şatafatın içinde sıkılır ve onu terk eder 200 bin metrekarelik bir sarayda dünyanın en rahat hayatını yaşarken yalnızlıktan sıkıldığını söyler şarkıcı karısı, aslında psikanalistlerin “Kişi karşısındakiyle vardır” dediği şey tam olarak bu durum için geçerli. Eğer paylaşabileceğiniz, sevdiğiniz birileri yoksa her şeye sahip olmanız imkansızdır.


Film çekildiği dönemin medya patronu William Randolph Hearst’in hayatına benzerliğiyle de gündeme gelmiştir ve Hearst’in bir çok yerde filmin gösterimine engellemelerde bulunduğu da söylentiler arasındadır. günümüzde aynı durum Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump için gündeme getirildi zira Trump Yurttaş Kane’in en sevdiği film olduğunu daha önce verdiği bir röportajda zaten dile getirmişti ve Kane’in içinde bulunduğu varoluşsal boşluğa kendi bakış açısıyla bir çözüm de önermişti “Yeni bir hatun bul!”…


Kane, siyasete atılmış ve tam kazanmak üzereyken rakibinin gizli bir tehdidine daha mantıklı yollar bulmak yerine “benim ne yapacağıma tek bir kişi karar verir, o da ben” diyerek fevri davranmış yani siyasetin gereği olan iki yüzlülüğü yapmamış ve bu nedenle seçimi kaybetmiştir. Halktan yana tavrıyla dikkat çeken Kane, halk için her şeyi yapmayı göze almıştı. Bu açıdan bakınca filmin ilk sahnelerinde yayınlanan belgeselde de görüldüğü üzere bir kesim onu komünistlikle suçlamıştı ancak diğer kesim ise faşistlikle suçlamıştı. Kane, seçim konuşmasında yoksuldan ve çalışandan yana olduğunu bağırırken yakın dostu ona “İşçiler için uzun methiyeler döşemiştin, sendikalarda toplanmaya başlıyorlar, çalışanlarının bazı şeylerin verdiğin hediyeler değil de hakları olduklarını görmeleri hiç hoşuna gitmeyecek, senin değerli yoksulların birleşmeyi gerçekten öğrendikleri gün ıssız bir adaya kaçacaksın…” der çünkü o da farkındadır ki Kane, gerçekten onları düşündükleri onlara üzüldükleri için değil sadece onların kendisini sevmelerini istediği için yapmaktadır bütün bunları. Tam burada aklıma Behzat Ç. dizisinde komiser Selim’in kendini yalnız hissettiği için karanlık adamlarla iş yaptığını öğrenen Behzat amirin “bu dünyada hiçkimseye seni sevsinler diye yanaşmıcan lan.” repliği geliyor. nitekim nasıl ki Behzat Ç.’de Selim o güvendiği adamlar tarafından ihanete uğradıysa Yurttaş Kane’de de Kane, halk tarafından tam seçilecekken seçimi kaybeder.


Film, sevgisiz bir çocukluk geçirmiş, parayla her istediği şeye sahip olan, kendisini insanlara sevdirmek için uğraşan narsist bir insanın her şeyin sonunda ölüm döşeğinde iki dudağının arasından çıkan tek bir kelimenin anlamını arıyor “Rosebud”…
Son kare’de Kane’in sahip olduğu eski ve değersiz eşyalar yakılırken çocukluğundan kalan annesinden ayrıldığı gün oynadığı bir kayak görünür ateşlerin içinde cayır cayır yanarken. Ve üzerinde büyük harflerle “ROSEBUD” yazmaktadır…


Rosebud aslında Kane’in annesizliğini, sevilme ihtiyacını ve temiz, suçsuz, ve mutlu olduğu günlere özlemini dile getirir. Argo’da “ana rahmi” anlamına da gelen “Rosebud” Kane’in hayatının yok olmaya başladığı andır. Belki de hepimiz için geçerlidir bu? Ana rahminden çıktığımız an… Mutsuzluğa adım attığımız ilk an… Belki de bu yüzden Schopenhenhauer, dünyaya hoşgeldiniz orospo çocukları dedi…


Filmin sinema dünyasına kattığı çekim açıları, geçişler ve montaj ise çok daha detaylı değerlendirilmesi gerektiği için bir başka yazının konusu olabilir belki. Potenkim Zırhlısı filmiyle karşılaştırılması ve bu kıyaslanmayla sürekli tartışmalara sebep olması da işte bu sinematografik başarının bir ürünü elbette.

İfade Bırak
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Bunlarıda beğenebilirsin Diğer yazıları

Cevap bırakın

Email hesabınız yayınlanmayacak.

X