Black Mirror Senaristlerinin İlham Kaynağı Adam: Unabomber

Teknolojik gelişmeler hayatımızı tamamen kontrol altına almaya başlamışken insanlar artık bu konuya dikkat çekmek için sürekli distopik yapımlara imza atılıyor.

122

Teknolojik gelişmeler hayatımızı tamamen kontrol altına almaya başlamışken insanlar artık bu konuya dikkat çekmek için sürekli distopik yapımlara imza atılıyor.

Bu konuda bilinen en ünlü yapımlardan birisi bütün dünyada geniş bir hayran kitlesi olan ve her bölümüyle akıllarda soru işaretleri bırakan bir dizi olan “The Black Mirror”. İzlemeyenler için dizinin ilk bölümünü kısaca özet geçmek isterim, bir sabah İngiltere prensesi kaçırılır ve kaçıran grup Youtube üzeinden yayınladığı bir videoda eylemini direkt olarak prensesin ağzından okuttukları manifestoyla duyurarak prensesin serbest bırakılması için tek şartlarının akşam İngiltere başbakanının televizyonda canlı yayında bir domuzla ilişkiye girmesi olduğunu belirtmektedirler. Bu bölümü mutlaka izlemenizi düşündüğüm için daha fazla derine inmeyeceğim ancak bu bölüm bütün dünyada büyük bir yankı uyandırıp senaristlere tebrikler yağdırmıştı.

Aslında bu olay tamamı ile kurgu değildi. 1990’lı yıllarda Amerika’daki teknoloji laboratuvarlarına, bilim araştırma merkezlerine ve üniversitelere bombalı eylemler düzenlenmekteydi. FBI 17 yıl boyunca bu eylemlerin izini sürdü ancak hiçbir sonuca ulaşamadı.

1995 yılına gelindiğinde Washington Post ve NewYork Times gazetelerine bir sabah uzun bir manifesto gönderilmişti ve yanında yer alan notta ise şöyle yazmaktaydı: “18 yıldır bomba yapıp hafta sonları boş tarlalarda denemekten bıktım usandım artık. FBI denilen şey sadece bir şakadan ibarettir ve yıllardır FBI’ın beni yakalamasını bekliyorum. Ama anlaşılan o ki, boşuna bekliyorum; FBI’ın beni yakalayacağı yok, o nedenle kendim açığa çıkıp öykümü anlatmak istiyorum”. Bunun dışında da manifestonun ellerine ulaştıktan sonra üç ay içinde yayınlanmasını aksi takdirde bombalı eylemlerine devam edeceği tehdidinde bulunuyor.

FBI çalışmalarını hızlandırıp Amerika’nın her karesini ilmik ilmik ararken mektubun sahibi yakalanamıyor ve verilen sürenin sonunda Amerikanın en büyük gazeteleri bombalı eylemcinin manifestosunu yayınlamak zorunda kalıyor. “Sanayi Toplumu ve Geleceği” başlığıyla yayınlanan manifesto daha sonra bir çok dilde kitaplaştırılırken ülkemizde bu görevi Kaos yayınları üstleniyor ve 1996 Mayısında Türkçe baskısı da hazırlanmış oluyor.

Film gibi olayın ardından Amerikada sürekli olarak üniversiteleri ve havayollarını bombalaması nedeniyle “Unabomber” olarak anılan Harvard mezunu, Berkeley Üniversitesi matematik profesörü Theodore John Kaczynski kardeşinin ihbarıyla Montanadaki on iki metrekarelik kulübesinde elektrik ve teknolojiden uzak ekolojik bir yaşam sürerken yakalanıyor.

Kardeşi gazetede yayınlanan manifestoyu okuyunca söylemlerin abisinin söylemlerine yakınlığıyla şüpheye düşüyor ancak abisiyle yıllardır görüşmedikleri için bir şey yapamıyor. Daha sonra annesi evini taşıyacakken eşyaları toplamak için annesine yardıma gidiyor ve abisinin yıllar önce evi terk ederken bıraktıkları eşyalarını karıştırırken kitapların manifestoda örnek verilen kitaplar olduğunu, altı çizili paragrafların manifestoda dipnot olarak verildiğini fark ediyor.

FBI ile irtibata geçen kardeş, abisinin yaşadığı barakanın adresini elindeki bir kaç mektuptan bularak ajanlara teslim ediyor ve FBI ajanları yaklaşık 3 ay boyunca köye satıcı, tarım işçisi vb görünümlerle sızıp incelemelerini yaptıktan sonra Unabomber, 1996 Nisan’ında FBI’ın operasyonuyla yakalandı.

Aşağıda sizinle paylaşacağım belgeselde de söylenildiği gibi FBI’ın tarihi boyunca yaptığı en masraflı ve en uzun operasyonlarının gerçekleştirildiği bir efsane son buldu denilirken asıl tarih yargılanma sürecinde yazıldı.

Unabomber FBI Belgeseli

Mahkemede avukatı akıl sağlığının yerinde olmadığını iddia ederken Kaczynski bu iddiayı reddetti ve avukatının savunmasını istemedi. Dünya tarihinde ilk defa Kaczynski’nin Montana’daki klübesi bir vinç yardımıyla sökülerek mahkeme salonuna getirildi ve juri üyelerine “bakın akıl sağlığı yerinde olan bir insan böyle bir yerde yaşar mı?” argümanıyla sunuldu. Sokaklarda ise insanlar Kaczynski’nin idam edilmemesi için kampanyalar yürütmeye başlamıştı. Kaczynski avukatın azledilmesini istiyordu ve bu nedenle her duruşmada kendi avukatıyla kavga ediyordu.

Materials used by the FBI in its search of Theordore Kaczynski’s mountain cabin in Lincoln sit outside the cabin’s door Saturday, April 6, 1996.

Ve Amerikan hukuk sistemi bu noktada tıkanmıştı çünkü: Birleşik Devletler Anayasası’na göre, yargılanmakta olan bir sanığın ne şekilde savunulacağına kim karar verir, avukatı yoksa sanığın kendisi mi? Avukat, müvekkili tarafından kendisinin idam edilmesine yol açacak bir savunmaya zorlanabilir mi? Bir sanığın akli dengesi duruşmalara katılacak kadar yerinde ise bu, o sanığın kendisini savunacak kadar sağlıklı olduğu anlamına gelir mi, hele de sanığı ölüm cezasından kurtaracak en iyi savunma, sanığı akli dengesinin yerinde olmadığı biçiminde savunma ise? Nasıl olur da Birleşik Devletler Anayasası, deli olduğu iddia edilen bir matematik profesörü tarafından böylesine içinden çıkılmaz bir düğüme dönüştürülecek hukuksal boşluklar taşır? Birleşik Devletlerin hukuk sistemi yasal haklarını tersi yönde kullanan bu ‘çılgın dahi’nin matematiksel manevraları karşısın tökezleyecek kadar gevşek midir?”

 

Yazıyı çok fazla uzatmadan Kaczynski’nin ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını ve hala cezaevinde bulunduğunu, çeşitli anarşist örgütlenmelerin hala ona destek olduğunu ve bazı eylemlerini ona ithaf ettiklerini belirtmeliyim.

 

 

İfade Bırak
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Bunlarıda beğenebilirsin Diğer yazıları

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.

X