Ağacı Sev, Yeşili Koru, Ayıyı Öp..

Kampçının kamp hikayeleri

110

Herkese Merhaba..

Bu yazımda eşsiz doğaya sahip olan Artvin‘de geçirdiğimiz mükemmel bir kamp gününden bahsediyor olacağım.Şimdi yavaşça arkamıza yaslanıyor ve kuşların seslerini duymaya başlıyoruz.
Çadırımızı, uyku tulumlarımızı, rakımızı ve mangal için gerekli olan malzemeleri de arabamıza koyduktan sonra yola koyulmuştuk.Bu seferki gideceğimiz yer Şavşat’a bağlı Pınarlı köyüne 10 km yakınlıkta Balıklı Göl idi.Balıklı göl ortalama 2200 rakımda bulunan bir doğal göldür.

Yola çıkar çıkmaz karşımıza gelen bu görüntü ile ilk molamızı vermek zorunda bırakmıştık kendimizi.

Artvin’e giderseniz şayet yanınızda kesinlikle bir fotoğraf makinesi olmalı ve de yedek bataryası.
Kaçırdığınız her kare için sonrasında pişmanlık duyabilirsiniz.

Fotoğraf çekimimiz bitmişti, ve ortalama 1 saat süren yolculuk sonrasında Balıklı göle ulaşmıştık.
Ulaşmıştık ama bizden başka hiç kimsecikler yoktu ve gölün üstünde bulunan tesis de bile hiç kimse yoktu.Sanki sadece bize tahsis edilmişti koca göl.

Gölün çevresinde hiç kimse olmayınca biraz tedirgin olduk ama eşsiz güzelliği ile Balıklı göl tüm bu tedirginliğimizi almıştı üstümüzden.

Bir yandan ateşi harlarken bir yandanda çadırımızı kurmuştuk.Çilingir soframızın başına geçmek için hiç bir engel kalmamıştı artık ve hava kararmış bize artık türkü çağır diye göz kırpıyordu samanyolu.İlk dublemizle kulaklara gelen rahmetli Neşet Ertaş’ın türküsü Gönül dağı türküsü ile samanyoluna adeta selam yolluyorduk.Bizim bu jestimize karşı samanyolu da tüm hünerlerini karşılıyordu sanki.

Bu manzaraya karşı ne kadar içtiğimizi hatırlamıyorum ama aylardan temmuz olmasına rağmen hava biz yatarken -1 derece idi.

Buraya kadar her şey normal ve olması gerektiği gibiydi evet ama asıl mesele sanırım sabahın ilk saatlerin de duyduğum ilk çıtırtıdan sonra başlıyor.
Hava henüz eskilerimizin tabiri ile kuşluk vakti saatleri; Uykumun aşırı hafif olmasından dolayı bir çıtırtıya uyanmıştım.Çadırın fermuarını hafifçe açtığımda gölün karşı kıyısında 2 tane kocaman ayı balık avlamaya çalışıyordu.İlk önce nutkum tutulmuştu ama bir an önce ayılar bizi görmeden buradan uzaklaşmalıydık.Hani filmlerde olur da uyuyan birini kaçıracakları zaman ses çıkartmasın diye ağzını kapatırlar.Aynı şekilde yanımdaki arkadaşımın ağzını kapatarak uyandırmam sonucu onu da gayet güzel korkutmuştum.İlk amacımız olan çadıra 2-3 metre uzaktaki arabaya binip tüm malzemeleri burada bırakıp köy içine inecektik.

Çadırın fermuarını yavaşça açıp arabaya ortalama 4-5 saniye gibi bir sürede varmıştık.
Tam arabayı çalıştırdık gideceğiz derken, arabanın sıcaklık göstergesi Temmuz ayına rağmen -9’u gösteriyordu ve arabanın camları buz tutmuş hiç bir yeri göremiyorduk.
Korka korka camların açılmasını bekledik…
10-15 dk geçtikten sonra camlar çözülmeye başlamış ve göl tamamen gözüküyordu.

Camlar çözüldüğünde ortada ayılardan bir eser yoktu ve korkumuz biraz dinmişti.
Artık kaçmamıza gerek kalmadığını düşünmüştük biraz su içip derin nefes aldıktan sonra.
Saat henüz 6 olmuş ve bizim halen uykumuz vardı.
Hangi akla sığınarak tekrar çadıra dönüp uyuduk bilemiyorum ama, sanırım iyi yapmıştık 🙂
Tekrar uyandığımızda etrafta bizi bekleyen hoş bir sürpriz yoktu ama uykumuzu almıştık 🙂
Ayıların neden bize saldırmadığını veya bizim yanımıza gelmediğini daha sonra büyüklerimizin anlattıkları ile daha çok anlamıştık.
Doğadaki her anne-baba yanında yavruları yok ise siz ona bir zarar vermeden o size zarar vermezmiş.Ama eğer yavruları var ise kesinlikle kaçacak yer arayın derim.
Bizim bu seferlik şansımız yaver gitti ama bakalım bir sonraki seferlerimizde de aynısı olacak mı ?

Çünkü aşağıdaki gibi bir manzarada uyanmak paha biçilemez eşsiz bir huzurdu bizim için.

Unutmayın; Siz doğaya zarar vermezseniz, doğada size zarar vermez.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, esenlikle kalın…

İfade Bırak
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Bunlarıda beğenebilirsin Diğer yazıları

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.

X