Adım Adım Yeni Dostluklara

Avrupa Macerasına Çıkan Kampçının Tur Sonun da Bir Kız Kardeşinin Olduğunu Öğrenmesi...

106

Herkese Merhaba..

Hadi açık olalım; hepimizin hayalidir dünyayı gezmek, yeni yerler keşfetmek ama buna genelde ne zamanımız ne de paramız yetmeyebiliyor. Hele ki 20 gün gibi bir süre de 18 ülke ve 27 şehir görmek mi ? Sanırım biraz çılgınlık gibi gelebiliyor kulağa.Yazının bu kısmına kadar gelince standart interrail yapmış insan hikayesi beklemeyelim. Çünkü bunun hepsini otobüs ile interbus sayesinde 10.500 km yol kat ederek gezdik.
Otobüs ile zor olmuyor mu yahu sorusu geliyor ilk olarak akla doğal olarak. Ama 2 günde bir otel konaklaması olduğu için ve gün geçtikçe otobüse alıştığınızdan güzelim yataklar da yatmak zorlaşabiliyor 🙂

Böyle bir tura tek katılmanın ayrı bir cesaret istediğini düşünüyordum otobüse binmeden önce ama neredeyse otobüsün yarısı bir birini hiç tanımayan ve tek başına anı biriktirmeye gelen coşkulu insanlar ile doluydu. Ama daha ilk sınır kapısını geçmeden herkes bir şekil de tanışık olmuş, birbirlerini tanımaya başlamıştı bile. Üniversite zamanım da böyle bir otobüs ile tanıştığım arkadaşımın nikah şahidi olma evresine kadar büyük bir dostluk edindiğim için bu turdan da yeni arkadaşlar, yeni dostluklar kurabileceğimi düşünüyordum açıkçası.

Bu yazı da sizlere şu ülkede onu yiyin bu şehir de şunu için gibi konulardan bahsetmemeye çalışacağım. Çünkü böylesine bir turdan sonra yedikleriniz, içtikleriniz değil yeni arkadaşlarınızla yaptıklarınız kalacak hep aklınızda.

Evet, aramız da alkolü seven de var sevmeyen de var. Ama ben rakısız olmaz diyenlerdenim.
Turun henüz ikinci gününde bu kadar insanla tanışmış olmam beni gittikçe mutlu ediyordu.

Artık insanlarla kaynaşma konusunu geçip, okyanus ötesi ülkelerdeki insanlar ile de iletişime geçmiştik. Ortada zıplayan Amerikalı teyzemize Iphone’ da Air drop’u nasıl kullanacağını öğretmeye çalışmam ve ısrarla internetim yok benim demesi; Gel teyzecim biz zıplayalım foto çekinelim Air drop bir şekilde çalışır deyip tatlıya bağlamamız Prag’ı daha fazla keşfetmemize yardımcı olmuştu 🙂

Prag’da 38 km kadar yol yürümemiz Berlin’e geçişimizde hepimizin mışıl mışıl uyumasını sağlamıştı. Artık sabah nerede olacağız sırada hangi şehir var soruları gitmiş anı yaşamaya başlamıştık. Gidiyor, geziyor, fotoğraf çekiyor (tabiki de selfie’siz olmaz 🙂 ) eğleniyorduk.
Ama bir yandan da tüm otobüs olarak Amsterdam’a varınca yapacaklarımızı konuşuyorduk.
Önceki turlardan bir arkadaşı koordinatörlerimizin kilise önünde namaz kılarken bulduğu anısını anlatması acaba bizi orada neler bekliyor sorularını aklımdan uçmuyordu 🙂

Amsterdam bildiğiniz üzere bisiklet ve özgürlük ülkesi olarak tanınmakta.
Amsterdam keşfi bittiğine göre otobüsteki konuştuklarımızı gerçekleştirme zamanımız gelmişti 🙂
8-10 kişilik grup halinde gerekli nevaleleri aldıktan sonra artık bir şeyler olmasını bekliyorduk.
Cool olan insan daha bir cool oldu, eğlenmeyi kafasına koyan çok eğlendi, ağlamak isteyen ağladı, hep gülen kahkahaları ile ortalığı şenlendirdi. Ama bunları bir sonraki gün bir birimize anlatırken o kadar çok eğlendik ki tur sonuna kadar kahkahalarımız ile ortalığı yıktık 🙂
Beni soracak olursanız; aşağıda ki manzarada Selda’dan Neşet’e bir sürü türkü dinleyip söyledim..

Ve Paris’e gelmiştik..
Eyfel’in önün de klasik pozlarımızı verdikten sonra serbest zamanımız başlamıştı.
Herkes Mona Lisa’nın da için de bulunduğu Louvre müzesine gitmek istiyordu doğal olarak.
Müze gezmeyi sevmeyen ben; müzenin önüne kadar gidip 15 € olduğunu görünce ben girmiyorum deyip hemen vazgeçmiştim. Ama sonra güneş tepe de olunca bence ben bu müzeye kaçak girerim deyip; Elimde bir broşür, kulaklık kulağımda çıkış kapısından girmeyi planladım. He bu arada biri çevirirse çantam da kartlar vs var, içinde müze kartını arayıp aaa :O düşürmüşüm diyecektim 🙂
Ama hiç de öyle bir şey olmadan bir baktım ki müzenin içine girmişim 🙂

Müzeden çıktıktan sonra meşhur moda caddesi Şanzelize’yi de gelmişken göreyim moduna girecektim tam ama acıktığımı hissettim.Ufak bir restoran da atıştırdıktan sonra aldım elime bir şişe şarap, taktım kulaklığımı (Arka fon da Neşet baba) bir yanda Gucci, bir yanda Prada Şanzelize den yukarı doğru türkü söyleye söyleye çıkan bir manyak gördüyseniz o kesinlikle benim evet 🙂

Mutlu sona doğru..

Yazının başında da demiştim ya; İstediğin kadar yer gez-gör ama önemli olan o yerlerde yaşadığın anlardır. Otobüs de kendilerince takılan 6 kişilik çook eğlenceli bir grup çarpmıştı turun başından beri gözüme ama bir türlü anı yakalayıp muhabbet kuramamıştım.Ben en arkada onların da önde olması idi sanırım bunun temel sebebi. Bu arkadaşlardan ikisi uyuma konusunda kendilerini aşmış artık farklı boyutları deniyorlardı 🙂

https://www.instagram.com/p/BV3kshgldso/?taken-by=oguncelikk

Bu grup eğlenirken dibine kadar eğlenip, uyurken de sonsuzluğa bırakıyordu sanırsın kendilerini.
Savaş çıksa uyanmam diyen tipler vardır ya hani.Tam olarak bunlar onlardan işte 🙂
Bu arkadaşlarla Roma sokakların da dolanırken bir yerden Tarkan şarkısı geliyordu.
Dükkanın önüne geçip bağıra bağıra şarkıyı söylemeye başlayınca, görevli aldı eline telefonu video çekiyordu ki instagramdan canlı yayın yapmaya başladı.
Bunu gören biz rahat durur muyuz ? Aslaaaa 🙂
Biraz daha şarkıyı söyledikten sonra 3 ten geri sayıp sanki o kadar dansı biz etmemişiz gibi bir anda yürümeye başladık.Tam o anda canlı yayın yapan görevlinin suratını görmeliydiniz 🙂
Acıların çocuğu Emrah bile daha neşeliydi 🙂

https://www.instagram.com/p/BV4JMvOl0MP/?taken-by=oguncelikk

Bu grupla olan tek fotoğrafımın da bu olması ayrı bir hüzünlendirici durum ama hepsi Ankara da okuyor. Okullar hele bir açılsın ilk işim Ankara’ya gitmek olacak 🙂

Benim bir kız kardeşim yoktu maalesef, annem de hep bir kızı olsun isterdi ama olmadı 🙁
Ama bu bahsettiğim grup da bana bir tık da olsa benzeyen bir kız vardı.
En basit örneği benim de yaptığım gibi kendine ayırdığı zamanları vardı kalabalığın içinde.
Takar kulaklığı uzakları izlerdi. Belki yarım saat belki bir saat. Roma’dan sonra ben de onların yanına doğru taşıdım kendimi. Nergis ile bir şeyler konuşup konuşup sıkıldıktan sonra kulaklıklarımızı takıp yolu izliyorduk, ya da uyuyorduk.
Artık ayrılık vakti gelmişti. Ben İstanbul’a onlar ise Ankara’ya kadar gidecekti.
Nergis’i gördüğüm de bana ağlayarak geliyordu. İşte orada bir sızladı kalbim. Sarıldığımızda “keşke abim olsaydın” demesi bana az daha ufak çaplı bir kalp spazmı geçirttiriyordu. O an saldım kendimi. Çünkü hayatım da böylesine bir şeyi ilk defa duyuyordum.Tamam diyebildim sadece, sen ağlama ben geleceğim Ankara’ya, abin de olacağım söz. Ne zaman istersen o anda yanında olacağım diyebildim sadece. Ama kalbimin içi nasıl oldu bu şimdi ne yapacağım ben diye sürekli soruyordum kendime. O otogar da kalbimin bir parçasını aldı götürdü tamamen.

Evet Floransa da gülüyor gibi durabiliriz ama siz bir de bizi İstanbul’da görseydiniz.
Bu durumu anneme anlattığımda da artık benim de bir kızım var demesi beni iyice hüzünlendirmişti.

İşin özü şu aslında istediğiniz kadar ülke gezin, isterseniz eliniz paradan-mülkten geçilmesin ama önemli olan kafanızı ardınıza çevirip yaşanmışlıklarınıza baktığınız da gözleriniz dolmuyor ise boşa geçirmişsinizdir o ömrünüzü.
İnterbus grubunun kullandığı bir özlü söz var;

Kuş ölür, sen uçuşu hatırla…

Sevgi ile kalın..

İfade Bırak
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Bunlarıda beğenebilirsin Diğer yazıları

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.

X